Davranış Bozuklukları: Saldırganlık

Buradasınız://Davranış Bozuklukları: Saldırganlık

Davranış Bozuklukları: Saldırganlık

Çocuklar neden saldırgan olurlar?

Saldırgan çocuk, ruhsal sorunları nedeniyle, yaşıtları ve genel olarak çevresiyle uyumlu ilişkiler kuramayan çocuktur.

Aşırı geçimsizdir. İlişkileri gergin ve sürtüşmelidir. Parlamaya hazırdır, kavgacıdır.

Durmadan kuralları çiğner; sık sık ceza görür.

Ana-baba, öğretmen ve genellikle büyüklere karşı gelmeye eğilimlidir. Olağan anlaşmazlıkları bilek gücüyle çözmeye çalışır. Tepkiler ölçüsüz ve durumla orantısızdır.

Evde, çevrede ve okulda durmadan sorun yaratırlar. Erişkinlerle sürekli çatışma içindedirler.

Saldırgan çocuk, temelde güvensiz çocuktur. Çevreden iyi bir davranış beklemediği için, ilk tepkisi saldırmak olur. Başkaları saldırmadan, ilk saldırıyı kendisi yapar. Kendi görmediği hoşgörüyü, başkasına göstermez..

Aşırı saldırgan çocuk, aynı zaman da doyumsuz ve sevilmediğine inanan çocuktur. Başka deyişle, özsaygı azdır.

Çocukta güven duygusu geliştikçe, beklemeyi ve tepkisini dizginlemeyi öğrenir. Gereksinimleri doyuruldukça yatışır. Kendisine sevgi ile yaklaşıldıkça, bu sevgiyi sürdürmek amacıyla, kendi kendini kısıtlamaya başlar. Bir yandan da saldırganlığını oyuna aktarır, bastırmak zorunda kaldığı dürtülerine boşalım alanı sağlar.

Aslında, insanda var olan saldırganlık yok olmaz veya tümüyle bastırılmaz, ancak biçim değiştirir. Beden gücünün, kavgada değil, spor alanında yarışmaya araç olarak kullanılması, bu yararlı dönüşüme bir örnektir. Uygar kişi, saldırganlık dürtüsünü kaba üstünlük sağlamak için kullanmaz. Onun yerine becerisi, yetenekleri ve zekasıyla toplumsal amaçlara yönelir. Ortaya koyduğu işle, başarısıyla, yöneticiliğiyle, yaratıcılığıyla üstün gelme duygusuna doyum sağlar.

Saldırganlığı önleme ve düzeltme yollarında dikkat edilmesi gereken konular:

  • Anne-baba ve eğitimciler, çocukta “saldırgan davranışlara” model olmamalıdır. Sürekli bağıran, vuran, küfür eden bir baba, korkutan ve engelleyen bir anne ve cezalandıran öğretmen, çocuk için olası olumsuz modellerdir.
  • Çocuğun saldırgan davranışlarına duyarsız kalmak bir çare değildir. Vurdumduymazlık ve duyarsızlık, çocuğa iyilik değil, kötülük yapar.
  • Çocuk saldırganlaşıyor diye, her istediği yapılmamalıdır. Yeter ki sussun yada sakinleşsin mantığı ile hareket etmek asla çözüm değildir. Bunlar geçici ve anlık çözümlerdir ve hiçbir iyileştirici yanları yoktur.
  • Çocuklar saldırgan davranışlarından dolayı asla ‘dövülerek’ cezalandırılmamalıdırlar, çocuğun yoğun düşmanlık ve öfke duyguları yaşamasına neden olur.Çocuğun bir sonraki saldırganlık nöbeti daha da şiddetli olur.
  • Çocuk o an büyük bir öfke boşalımı yaşamaktadır. Anne ya da babanın mantıklı önerilerini dinlemez bile. Ancak çocuk sakinleştikten sonra, anlatılmak istenilen her ne ise anlatılmalı, açıklanmalıdır.
  • Ev ve okul şartlan, çocukların saldırganlık davranışını destekleyici zeminler olmamalıdır.
  • Anne-babalar çocuklarına, saldırgan davranışların sonuçlarını, onların anlayabileceği bir dille, sohbet şeklinde anlatmalıdır.
  • Anne-baba gün içinde çocuklarına belirli sorumluklar vermelidir. Çocuk başı boş bırakılmamalıdır.
  • Anne-baba, saldırgan davranışlara sahip olan çocuklarını mutlaka grup etkinliklerine sokmalıdır. Bu çocuklara grup içinde “liderlik” rolünün verilmesi, daima iyileştirici bir etken olmuştur.
  • Çocuk, başka çocuklarla kıyaslanmamalı ve yarıştırılmamalıdır.
  • Anne-babalar, çocukları kaç yaşında olursa olsun, onun temel ihtiyaçlarını mutlaka zamanında ve duyarlılıkla karşılamalıdır.
  • Anne-babalar ve eğitimciler, çocukların arzu-istek-merak ve girişimciliklerine saygı duymalıdır. Onları engellememeli, aksine desteklemelidirler.
  • Şu büyük hata asla yapılmamalı; saldırgan davranışlarından dolayı, çocuğa saldırılmamalıdır. Çocuğu dövmek en büyük yanlışlıktır.

 

Prof. Dr. Meral Özmen | Uzm. Ped. Emine Eraslan
Annelere Öğütler | Prof. Dr. Ömer Devecioğlu | İstanbul Tıp Kitabevi 2008 | Sayfa 86 – 102

By |2016-10-13T19:13:57+00:0015 Haziran 2014|Aile Danışmanlığı|0 Comments

About the Author:

1961 Kırklareli Lüleburgaz doğumludur. İlk ve orta öğrenimini Lüleburgaz da tamamladı. Gazi Üniversitesi Çocuk Gelişim ve Eğitimi mezunu. Okulu bölüm birincisi olarak bitirdi. Yüksek lisans programını İ.Ü Çocuk Sağlığı Enstitüsü' nde tamamladı.   1986 yılında İ.Ü. Çocuk Sağlığı Enstitüsünde Uzman Eğitimci olarak göreve başladı. Mayıs 2014 de emekli olana kadar aynı kadroda çalıştı. 1987-1989 yıllarında Almanya Münih Tıp Fakültesi Çocuk Nörolojisinde bulundu. 1988-1989 yıllarında İnternational Montessori eğitimine katıldı. Buradaki öğrenimi sırasında Montessori okullarında normal ve özürlü çocukların entegre eğitiminde çalıştı. Uluslararası Montessori Diploması yanında Orff Müzik Terapisi, Konuşma Terapisi, Duyu Bütünlemesi Terapisi uzmanlıklarında sertifikaları vardır.   Normal sağlıklı çocuklar, üstün zekalı çocuklar (ileri çocuklar), nörolojik özürlü çocuklarla çalışmaktadır. Çalıştığı nörolojik hasta grupları arasında özellikle spastik çocuklar, otistik çocuklar, gelişimsel geriliği olan çocuklar bulunmaktadır.   Özel Eğitim, Konuşma Terapisi, Görsel Algı Bozukluğu, Aile Terapisi, Davranış Bozukluğu, Montessori Terapisi, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Eğitimlerini uygulamakta ve gerekli testleri bizzat yapmaktadır.   Evli ve iki oğul sahibidir.

Leave A Comment