Davranış Bozuklukları: Kardeş Kıskançlığı

Buradasınız://Davranış Bozuklukları: Kardeş Kıskançlığı

Davranış Bozuklukları: Kardeş Kıskançlığı

Çocuk kardeşini neden kıskanır?

Kıskançlık insanoğlunun en doğal duygularından biridir. Kardeşi olacağını bilen çocuk hemen annenin sevgisini kaybedeceği korkusuna kapılır.

Önceleri sakin olan çocuk bebeğin kalıcı olduğunu anlayınca hırçınlıklara başlar. Bebek gibi emekler, bebek gibi konuşur, tuvalet eğitimini tamamladığı halde altına yapmaya başlar. Bu hareketle ilgiyi üzerine çekmeye çalışır. Bazı çocuklar kıskançlıklarını doğrudan açığa vurmaz, hatta kardeşlerine aşırı düşkünlük gösterirler. Çocuk kıskançlığını dışa vurursa annesinin sevgisini kaybedeceğinden korkar. Bu çocuklar bebeği ağlatırcasına öperler ya da “kaza” ile yere düşürürler.

Anne, kardeş kıskançlığının çok doğal olduğunu bilerek çocuğuna sevgisinin ortadan kalkmayacağını gösterirse, çocuk rahatlayacaktır. Bu konuda çocuğa zaman tanınmalıdır. “Kardeşimi sevmiyorum” diyen çocuğu ayıplamak yerine ona hak verip ” beni de yoruyor, benim de kızdığım zamanlar oluyor” denirse bu tavır çocuğu şaşırtır ve rahatlatır. Sözler davranışlarla desteklenmelidir. Anne, bebekle olmadığında çocuğunu kucağına alıp onunla oynamalıdır. Evdekiler çocuğun yanında bebeğe aşırı sevgi gösterilerinde bulunmamalıdırlar. Anne- baba ile yatan çocuğun bebek doğduğunda odasını hemen ayırmak sakıncalıdır. Oda ayırmak bebek doğmadan önce yapılmalıdır. Bir başka yanlış tutum da bebek doğar doğmaz ilk çocuğun anaokuluna gönderilmesidir. Bu da bebek doğmadan önce yapılabilirse çok daha yararlı olur. Anne bebek ile rahat rahat uğraşabilmek için çocuğu büyükanneye bırakmamalıdır.

Çocuklar büyüdüklerinde, kardeş kavgaları çıktığında en doğru yol anne-babanın araya girmemesi, sorunlarını çocukların kendi aralarında çözümlemeleri gerektiğini anlatmalarıdır.

Kıskançlığı aşırı boyutlarda olan çocuklar:

  • Uyku düzenleri bozulur. Geceleri uyanarak, annelerin yanında yatmak isterler. Korkularını, rüya gördüklerini, çişlerinin geldiğini bahane ederek anne – babalarını rahatsız ederler.
  • Bebeksi davranışlarına geri dönerler. Çocuk, bebek kardeşi gibi, altını ıslatmaya başlar. Kimi çocuk parmak emer. Kimi çocuk ise, annesinin memesinden süt içmeye başlar.
  • Gün ve gece içinde huzursuz ve sinirlidir. Olur olmaz şeylere ağlarlar ve sakinleşmekte zorluk çekerler.
  • Kendi huzursuzluklarını çevrelerine de yansıtırlar.
  • Önceleri anne- babasından hiç istemediği şeyleri istemeye başlarlar. ” Beni tuvalete götür”, ” Yemeğimi annem yedirsin”. Gibi.
  • Yeni doğan kardeşlerini izlerler. Yalnız yakaladıkları an canlarını yakmaya başlarlar.
  • Annelerinin bebekle ilgilenmesini engellemek için ellerinden geleni yaparlar.
  • Fiziksel bir hastalıkları olmadığı halde, karınları ağrır ,hatta bazı çocukların ateşi çıkar. Çocuk mutsuz ve tedirgindir.
  • Sık sık kardeşlerine olan öfkelerini dile getirirler. “Ondan nefret ediyorum”, Ne zaman gidecek? gibi sözler söylerler.

Anne-babalar, çocuklarının ileride böyle mutsuzluklar yaşamaması için, bazı önlemler almalıdırlar:

  • Herşeyden önce, “çocuktur, kıskanır” gibi bir yaklaşım, anne-babalan yanıltır. Anne-babalar, çocuklarındaki kıskançlığın duyumsamasının boyutlarını iyi gözlemlemelidir.
  • Eğer çocuğun kardeşi olacaksa, bebek daha doğmadan çocuğa anlayabileceği bir dille kardeşinin doğacağı anlatılmalıdır. Kardeşinin doğmasının, onun sevilmeyeceği anlamına gelmediği, onu her zaman çok sevecekleri söylenmelidir.
  • Yeni bebek doğmadan önce, anne-baba çocuklarına küçük bir bebeğin nasıl olduğunu, bir zamanlar kendisinin de böyle küçücük ve bakıma muhtaç olduğunu anlamalıdır. Böylece çocuk, kardeşi doğduğu zaman, bazı şeylere psikolojik olarak hazırlıklı olur.
  • Yeni bebek doğmadan önce, çocuğa birkaç eğlenceli sorumluluk verilmelidir: “Kardeşin doğduğunda sen onu oyuncaklarınla oynatırsın”, “İstersen, altını değiştirirken sen de bana yardım edersin”, ” küçük bebeği birlikte yıkarız” vb. Bu tip telkinler, çocukta dışlanmayacağı ve paylaşacak çok şey olduğunu hissini uyandırır.
  • Aşırı sevilen ve korunan çocuklar, kardeşleri doğduğu zaman büyük bocalamalar yaşayabilir. Bu yüzden anne-babalar çocuklarına sık sık, kardeşleri doğarsa bile, onu daima seveceklerini söylemelidir. Sevginin ve korumanın da aşırısının, çocuğu şaşırtabileceğini hatırlamakta fayda var.
  • Anne-babalar yeni bebek doğmadan önce ve sonra, çevredeki kişileri uyarmalıdır. Bu uyarılar çok önemlidir. Anneanne-babaanne-dedeler, komşu ve arkadaşlar sık sık şöyle konuşmaları yapabilirler: ” Kardeşin doğdu, pabucun dama atıldı”.
  • Anne-babalar, çocuklarının giysilerini onlara belli ederek, yeni doğan bebeğe vermemelidir. Çocuğun bir zamanlar kendine ait olan ve sevdiği bir şeyin, şimdi kardeşine verilmesi, ikinci plana atıldığı hissini duyumsamasına neden olabilir.
  • Anne-babalar, çocukların yanında, bir diğerini övmemeli, kıyaslamamalı-dır. Çocuk, kardeşini kıskanabileceği gibi, kardeş de ağabeyini ya da ablasını kıskanabilir.
  • Bazı ailelerde ” Sen artık abla olacaksın” ya da “Sen artık ablasın” tarzında yüklemeler vardır. Bu yüklemelerden kaçınmak gerekir. Sonuçta, abla ya da ağabey olan üç- dört yaşlarında bir çocuk. Hala gelişim dönemlerini tamamlamaya çalışan, hala yaşama uyum gösterme çabası veren minik bir çocuktur. Çocukları hemen büyütmeyelim. Bırakalım çocukluklarını doya doya yaşasınlar.
  • Çocuğun paylaşmayı öğrenmesi için, mutlaka kardeşi olması gerekmez. Hayat bir paylaşmadır. Çocuk paylaşmayı ne kadar erken olarak ve kendi deneyimleriyle öğrenirse, o kadar mutlu olur.

Anne-babalar kendi kıskançlık krizlerini çocuklarına fark ettirmemeye dikkat etmelidir. Unutulmamalıdır ki, çocuk model alır ve taklit eder. Eşi tarafından aşırı derece kıskanılan bir kadının oğlu, zaman gelir babasının yaptıklarını annesine yapar. (Mini etek giyme, fazla makyaj yapma gibi)

Prof. Dr. Meral Özmen | Uzm. Ped. Emine Eraslan
Annelere Öğütler | Prof. Dr. Ömer Devecioğlu | İstanbul Tıp Kitabevi 2008 | Sayfa 86 – 102

By | 2016-10-13T19:13:50+00:00 15 Haziran 2014|Aile Danışmanlığı|0 Comments

About the Author:

1961 Kırklareli Lüleburgaz doğumludur. İlk ve orta öğrenimini Lüleburgaz da tamamladı. Gazi Üniversitesi Çocuk Gelişim ve Eğitimi mezunu. Okulu bölüm birincisi olarak bitirdi. Yüksek lisans programını İ.Ü Çocuk Sağlığı Enstitüsü' nde tamamladı.   1986 yılında İ.Ü. Çocuk Sağlığı Enstitüsünde Uzman Eğitimci olarak göreve başladı. Mayıs 2014 de emekli olana kadar aynı kadroda çalıştı. 1987-1989 yıllarında Almanya Münih Tıp Fakültesi Çocuk Nörolojisinde bulundu. 1988-1989 yıllarında İnternational Montessori eğitimine katıldı. Buradaki öğrenimi sırasında Montessori okullarında normal ve özürlü çocukların entegre eğitiminde çalıştı. Uluslararası Montessori Diploması yanında Orff Müzik Terapisi, Konuşma Terapisi, Duyu Bütünlemesi Terapisi uzmanlıklarında sertifikaları vardır.   Normal sağlıklı çocuklar, üstün zekalı çocuklar (ileri çocuklar), nörolojik özürlü çocuklarla çalışmaktadır. Çalıştığı nörolojik hasta grupları arasında özellikle spastik çocuklar, otistik çocuklar, gelişimsel geriliği olan çocuklar bulunmaktadır.   Özel Eğitim, Konuşma Terapisi, Görsel Algı Bozukluğu, Aile Terapisi, Davranış Bozukluğu, Montessori Terapisi, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Eğitimlerini uygulamakta ve gerekli testleri bizzat yapmaktadır.   Evli ve iki oğul sahibidir.

Leave A Comment